Örnek Bir Kırsal Kalkınma Modeli ile Tire Süt Kooperatifi

Arda Yüceege: Mahmut Eskiyörük kimdir? Biraz kendinizden bahseder misiniz?

Mahmut Eskiyörük: 35 yıllık çiftçiyim. 25 yıldır da yöneticilik yapıyorum. O zamanın şartlarından dolayı üniversiteyi yarıda bırakmak zorunda kalmıştım. Askerden sonra çiftçiliğe başladım. Bu süreçte çiftçiliğin sömürüldüğünü ve verilen emeklerin karşılığını alamadığını gördüm, 25 yıldır da bu anlamda mücadele veriyorum. Çünkü, kooperatifçilik bugün dünyada yaşadığımız ekonomik ve sosyal sorunların çözümünde en doğru yoldur. 1 milyar insanın açlık çektiği, 1 milyon insanın da fazla beslenmekten obezite olduğu ve bu durumun bozduğu dengeler düşünüldüğünde; terör, anarşi ve çatışma olaylarının ancak ve ancak kooperatifleşme yoluna gidilerek çözüme kavuşturulacağı açıkça söylenebilmektedir. Bunların yanında; küçük aile işletmelerinin sürdürülebilirliğini sağlaması da kooperatifleşme ile mümkün olacaktır. Bu doğrultuda; gelişim için terörün karşısında duracak bir model yaratarak tüm Türkiye’ yi aydınlatıyorum ve mücadelemi sürdürüyorum.  

Arda Yüceege: Tire Kooperatif’ inin yaşam hikayesini anlatır mısınız?

Mahmut Eskiyörük: 2002 yılında Tire Süt Kooperatifi ortaklarının talebi üzerine başkanlığa aday oldum ve seçildim. 90’ lı yıllarda burada pamukçuluk yapılıyordu. Bütün ova pamuk tarlasıydı... Ancak, pamukçuluğun bitmesiyle çiftçi yeni bir arayışa girdi. Burada tercih; meyve, sebze yerine hayvancılık oldu. O yıllarda Pınar’ ın süt tesisi kurması, yani sanayinin olması bu alanda bir güvence yarattı ve çiftçilerimizin ürünü pazarlayamama ve değerinde satamama korkuları arkada bırakılıp süt hayvancılığına yönelinildi. Biz de kooperatif olarak üretimin ve üreticinin devamlılığının sağlanması konusunda Pınar ile 40 yıldır işbirliği içerisindeyiz. Birlikte büyüdük te denebilir. Göreve ilk başladığım zamanlarda Tire Süt’ ün 25- 28 tonluk süt kapasitesi var iken; şimdilerde bu miktar, 300 tona ulaşmış bulunmaktadır. 

Arda Yüceege: Kooperatif olarak faaliyet alanlarınız ve bundan sonrası için hedefleriniz nelerdir? 

Mahmut Eskiyörük: Örnek bir kooperatifçilik modelinin temeli korumacılıkta yatar. Üreticiyi korumak için de üreticinin kazancını arttırmak gerekir. Tire Süt Kooperatifi olarak bizim birtakım kazanç arttırmaya yönelik hizmetlerimiz bulunmaktadır. Bunlardan birincisi; ihtiyaç karşılamak için yem bitkisi üretiminde ucuz mazot veriyor oluşumuzdur. Yem ile gübre bağımızın yanında; kesif ve kaba yemimiz bulunmaktadır ve pay üretme tesisimiz vardır. Toplu alımlarda ihtiyaçların ekonomik olarak karşılanmaya çalışılmasının yanında; bir de makine parkımız bulunuyor. Bu doğrultuda da; ekim, biçim, paketleme gibi hizmetleri küçük üreticilerimizin tarlasında veriyoruz. Girdilerinin ve mallarının daha ucuza mal edilmesini sağlayarak neredeyse parayı ortadan kaldırdık denebilir. Hem üreticilerin, hem evlerinin, hem hayvanlarının, hem de tarlalarının üretim ihtiyaçlarını karşılayıp, sütlerini alıyoruz. Yine kesimlik hayvanlarını et işleme tesisimizde işleyerek raflara sunuyoruz.  2006 yılında bütün sütümüzü soğuk zincir altına alarak Türkiye’ de bir ilke imza attık. Ayrıca, kontrollü süt topluyoruz. Bundan dolayı sütümüz, kaliteye önem veren sanayici tarafından tercih ediliyor. Bugünkü piyasa koşullarının biraz üzerinde satıyoruz ve üreticilerimize daha yüksek ödeme yapıyoruz. 

Ocak ayında başlayan kriz ile Türkiye’ nin birçok yerinde üreticiye yapılan ödeme, 80- 85 kuruş civarına düşmesine rağmen biz hiçbir zaman 1 TL’ nin altında ödeme yapmadık. İşte kooperatif olmanın avantajlarını burada yansıtıyoruz diye düşünüyorum. Tüm bunlara ilaveten; küçük çaplı bir de et ve süt üretim tesisimiz var. Günde 25- 30 ton sütümüzü mamüle dönüştürerek Türkiye’ de okul sütünün öncülüğünü yaptık. Türkiye’ de okul sütünü gündeme biz taşıdık, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile 5 yıl boyunca çocuklara kendi pastörize sütümüzü dağıttık. 

Şuan ülke genelinde okul sütü projesi başladı, şimdi ise İzmir Büyükşehir Belediyesi ile işbirliği içerisinde olarak İzmir’ de çocuğu olan 125 bin ailenin teker teker kapısını çalarak süt dağıtma projesi uyguluyoruz. 

Benimsemiş olduğumuz olduğumuz kooperatif modeli ile bugün 2000’ in üzerinde ortağımız var. Birlik, bütünlük sağladık. Çünkü işimize hiç siyaseti bulaştırmadık, kimseye ayrımcılık yapmadık ve işimizi doğru yaparak büyük bir aile olduk. Buradan yola çıkıldığında; günümüz şartlarında en önemli etken güvendir. Güven oluşması ile birlikte kooperatif üreticilerinin katılımları daimi olarak devam etmektedir. Ve inancım odur ki; Türkiye’ nin her ilçesinde birer Tire Süt Kooperatifi oluştursak çok şey kazanacağız. Çünkü, üreticinin güvende olmasının yanı sıra; Türk Tarımının sorunu olan kayıtdışılık ortadan kalkacak, üretim planlaması ve fiyat istikrarı sağlanabilecek, en önemlisi de; gıda güvenliği sağlanacaktır. 

Kooperatifleşme ile üreticinin pazarlama güvenliği sağlandığı gibi sanayicinin de ürün tedarik güvencesi sağlanmış oluyor. 

Bunun dışında; Tire Süt Kooperatifi ortaklarında verimlilik Türkiye’ deki oranın iki katına çıkmış durumdadır. Çiftliklerimizde şuan küçük ve orta ölçekli işletmelerin bile yıllık süt verimi 7 ton’ u buldu. Ülkemiz, mevcut durumunda verim olarak daha 3 tonlarda iken; biz iki katını aşmış bir verimliliğe sahibiz. Bu bakımdan da; Avrupa’ yı yakaladık diyebiliriz. Bundan sonraki hedeflerimizden biri olarak ise küçük 5- 10 tane ineği ile geçimini sağlayan ve Türkiye’ nin % 70’ ini oluşturan aile işletmelerinin devamlılığını ve sürdürebilirliğini sağlamaya yönelik olan çiftlik projemizden söz etmek isterim. 

Bu insanların elinden üretimi alırsak Türkiye, yaşanmaz olur. Bizim için öncelikli olarak hayvancılığı çiftçilerimiz yapmalıdır. Faizli kredilerle tarım ile ilgisi olmayanların işletmeler kurarak yönetime girmesi, Türkiye’ de sorunları daha da arttırdı ve maalesef dengeler bozuldu. Onun için Tire Süt ailesi olarak; ‘ Tarım, el değiştirmemeli ‘ diyoruz. 

Arda Yüceege: Kooperatifleşme ile ilgili hayvancılık sektöründe vereceğiniz tavsiyeler nelerdir?

Mahmut Eskiyörük: Biz salonlarda yaptığımız konuşmalar ile değil, Ziraat mühendislerimize yerinde eğitim vererek sektörde yerimizi aldık. Bugün Çamlı Yem de bünyesinde çalışan ziraat mühendislerine yeterli ve doğru beslenme yönünde eğitimler vererek ve onları yerinde bilgilendirerek verimliliğini arttırmıştır. Bu noktada hayvan sağlığı açısından önemli gelişmeler olduğu söylenebilir. Bilindiği üzere; hayvan hastalıklarının % 80’ i yanlış veya eksik beslenmeden kaynaklanıyor. 

Biz de bu noktadan hareketle koruyucu hekimliğe de gereken önemi veriyoruz. Bugün Türkiye’ ye örnek olacak ve ışık tutacak bir yapı oluştu, bu yapıyı daha da geliştirme yolunda adımlar atacağız. Ek olarak; küçük aile işletmelerini yeni projelerle bir araya toplayarak ve onları ortak işletmelere dönüştürme yoluna giderek devamlılığı sağlamak öncelikli politikamız olmalıdır. Yani, kooperatifçi Türkiye, öncelikle kooperatifleşmeyi benimsemeli ve bugün tarımın gereği olarak tüm ülke nüfusunu doyurabilecek potansiyele sahip olmalıdır. Hayvan ithalatı yapan, geri kalmış bir Türkiye olmanın aksine, kooperatifleşmeyi kendimize yol haritası olarak çizerek ihracat yapan bir ülke konumuna gelmeliyiz. Onun dışında, bizim burada üreticilerimizin daha fazla para kazanmalarını sağlamak için hayvanlarını bilinçli, doğru ve yeterli şekilde beslememiz gerekiyor. İstenmeyen sonuçlardan biri olarak; süt fiyatlarının yükseldikçe yem satışımızın artıyor oluşundan bahsedilebilir. Yani, üreticiler süt fiyatlarını sanki inekler belirliyormuş gibi hayvanları ya mükâfatlandırıyor ya cezalandırıyor; sütten para kazanamazlarsa yemlerini azaltıyorlar. Hâlbuki süt fiyatları piyasası ne olursa olsun; hayvanın besleme programının kesinlikle değiştirilmemesi gerekiyor. Çünkü, eksik verilen yemler, sonucunda döl tutmama gibi birçok hastalığa yol açıyorlar. Fazla beslenme durumunda da aynı problemlerle karşılaşma riski doğuyor; hayvan yağlandığı için döl tutmama, gebe kalmama gibi hastalıklar meydana geliyor. Toparlayacak olursak; doğru ve yeterli beslemek ve yemlerin ihtiyacı olan tüm minerallerin yeterli miktarda verilmesi gerekiyor. Bizim kooperatifimizde hayvancılık kapalı yapıldığı için ve hayvanın doğadan ihtiyaçlarını karşılama şansı olmayıp meraya salınmadığı için çok daha dikkatli beslenmesi gerekmektedir. Bu konuda da ortaklarımızı bilinçlendirme konusunda ciddi çalışmalarımız bulunuyor. 

Arda Yüceege: Çamlı ile olan işbirliğiniz ne zaman başladı? Büyüme yolunda bu işbirliğinden beklentileriniz nelerdir?

Mahmut Eskiyörük: Tire Süt Kooperatifi’nin varlığıyla Türkiye’ de süt üretimi % 70 artarken, Tire’ de % 440 arttı. Türkiye ortalamasının 6 katı bir artıştan bahsediliyorsa eğer; bu da doğru model üzerinde ilerlendiğinin bir kanıtı olarak gösterilebilmektedir. 

Çamlı ile çalışmamız esas olarak Tire Süt’ ün ürünlerine dayanıyor. Hatta kendi markamızda fason yem yaptırdık. Yemin üzerinde Tire Süt Kooperatifi yazıyor ama içerisindeki yem Çamlı’ nın yemi oluyor. Bu da hem işbirliğimizin bir göstergesi, hem de ortak çalışmamızın somut bir örneğidir. Tire Süt Kooperatifi markasını görünce ortaklar Tire Süt Kooperatif’ ini daha da sahipleniyor; aynı tesiste üretilen bir yem olunca farkındalık ile birlikte sahiplenme de haliyle artıyor…

Arda Yüceege: Yem ve Süt sektöründe bundan sonraki süreçler için görüşleriniz ne olacaktır?

Mahmut Eskiyörük: Türkiye’ deki sorunlar, hayvancılık sektöründe bir türlü çözülemedi. Bunların tek ve en önemli nedeni; plansız üretim ve planlama eksikliğidir. Şuanda Türkiye’ de süt fazlalığı olmasının yanında et eksikliği var. Bunun sebebi de holstain ırkı kaynaklıdır. Bütün çiftliklerin dünyada en fazla süt, en az et yapan holstain ırkını tercih etmesi, dengeleri bozdu. Halbuki bunlar simental, montofon gibi ırklarla melezlenmiş olsaydı, ne süt ne de et krizi yaşanırdı… Onun için melezleme konusunda biz tavsiyelerimizi yapıyoruz. Bakanlık tarafından da artık destekleme kapsamına alındı. Ben kendim de çiftçiyim, üreticiyim; ben de kendi ineklerimi simental ile tohumluyorum, çünkü kesildiği zaman 50 kg’ ın üzerinde karkas ağırlığında fazlalık oluyor ve bu da dayanıklılık açısından önem taşıyor. Özellikle hayvanlar, kırsal alanda kötü koşullarda yetiştirildiği için yaşama alanları daha azdır. Bu yüzden, bütün bunların planlanması gerekmektedir. Türkiye, ihtiyacı kadar et, ihtiyacı kadar süt üretmelidir. Çünkü, dünyada bizim et ve süt sektörlerinde rekabet etme şansımız bulunmamaktadır; en pahalı süt ve et Türkiye’ de olmasına karşın; maliyetlerimizin çok yüksek ve iklim şartlarının elverişsiz oluşundan dolayı en az kazanan üretici konumundayız. Bu durumu örneklendirecek olursak; Yeni Zellanda’ da ve Kuzey Avrupa’ da 12 ay yağmur yağdığı için oradaki inekler neredeyse bedava besleniyor, ama Türkiye’ de bu durumun aksine her şey parayla besleniyor. Tüm bu sebeplerden ve sütte ihracat şansımızın çok az, ette ise dünyada açığımız oluşundan dolayı; ülkemizde et ve süt ihtiyaç olandan fazla üretilmemelidir. 

Besi hayvancılığı konusuna değinildiğinde; Doğu’ da meralarımızın dolu olup hayvancılık yapılmasına uygun, ancak Batı’ da bu durumun tam tersi olduğu söylenebilir. Buradan yola çıkarak; yapılacak olan Batı’ da süt hayvancılığını, Doğu’ da ise et hayvancılığını geliştirmek olacaktır. Çünkü, Batı’ da mera kalmadığı için et hayvancılığı ahırda kesinlikle karlı değildir. Bunların hepsi; üretici, sanayici üretim ve sanayi bir bütündür. Biri yok ise; diğeri mağdurdur. Sütlerin pazarlamasının da üreticinin kendi başına değil, kooperatifler kararıyla yapılması gerekir ve sanayici tercihinin bu doğrultuda yapılması kaliteli ve denetimle toplanmış sağlıklı süt için önemlidir. Özel sektör, bu bakımdan zordur işte. Türkiye’ de kooperatifler, eğer sanayici işbirliği ile yapılıyorsa; hem sanayicinin hem de ülkemizin yüzü gülecektir. Böylece, ithalat değil, ihracat yapan bir Türkiye yaratmış olacağız demektir. 

Ülkemizde kooperatifleşmenin bu denli önemi büyükken; sanayicilerin direkt olarak kooperatiflerle işbirliği içerisinde olması gerekmektedir. Umarım, önümüzdeki dönemlerde bunlar gelişir ve gençlerimiz, tarım hayvancılığı severler. Eğer biz, bu mesleği güvenceli bir meslek haline getirebilirsek; gençlerimiz de baba mesleğini sürdürerek burada geleceğin sektörü olan gıda sektörünün önemini anlayacaklar ve bu sektörün içerisinde yer alacaklardır. Aslına bakıldığında; iklim ve toprak zenginliği açısından çok güçlü yanlarımız var. Eğer sahip olduğumuz bu kaynakları iyi değerlendirirsek; bilim merkezli kooperatifleşmeler ile çok büyük kazanımlar elde edeceğimize inanıyorum.